Turgut Özal’ın Anıları / Mehmet Barlas / 1994
Teknoloji devri:
Biz Türkiye olarak sanayi devrimini kaçırdık. Yani ilk sanayi devrimini... O yüzden, diğer ülkelerden geri kaldık. Şimdi onlar o devri aştılar... Onları yakalamamız mümkün değil. Ayrıca o devirden bizim de geçmemiz şart değil... Onları, bugün içinde bulundukları devirde yakalayabiliriz...
Bunun için kuracağımız tesisler, en yeni, en modern olmalı... Mutlaka, son teknolojiyi ve high teknolojiyi getirmeliyiz... İleriyi ancak böyle yakalayabiliriz... Sanayi devrimi yapıldığında ana güç enerjiydi... Enerji ile, insanın kitle gücünü geride bırakan makinalar yapılmış.. Büyük istihsaller böyle olmuş... Şimdi, son 25 yıldır ve içine girdiğimiz yeni yüzyılda, kitle gücünü değil, beyin gücünü aşmaya çalışıyor insanlık... Belki bu durum dünyanın sonunu da getirir, ama iş bu safhada... Türkiye de bu prosese girdi bile... Türkiye, bundan sonra altyapısını normal tempo ile tamamlayabilir. Bunun önemli başlangıcını biz tamamladık...
Şimdi devletin, sanayi ve ticaretten çıkartılmasına sıra geldi... Devletin ana görevi, sağlığa ve kaliteli insan yetiştirmeye bir nevi teşvik verip, destek olmak kalır... sf146
Kürtlere özerklik ve GAP Projesi:
Tartışmasız, yasaklarsanız, bazılarının aklında, federasyon sanki bir çözümmüş gibi kalır.
Bakın şimdi, devletin Güneydoğu'ya yaptığı yatırım, oradan alınan verginin ve bütün gelirlerin çok
üzerinde... Bir federasyona gidilirse, kim böyle bir kaynağı o yöreye aktarır? sf152
Yoksa ben şunu çok iyi biliyorum. Doğu'ya veya Güneydoğu'ya yapacağınız yatırımı Batı'ya getirin,
üç misli verim alırsınız. Size açık söyleyeyim. Hatta GAP Projesi de dahil. Bu hep yanlış biliniyor.
Burada devlet bu yatırımı esas itibariyle oradaki insanların mutluluğu için yapıyor. Yoksa o dağlara ne
elektrik gider, ne telefon gider, ne yol gider, açık söyleyeyim. Çok pahalı yatırımlar olmuştur ve
sonunda da şu olacaktır, onu da biliyoruz. O köylerin hepsi boşalacak. Ne olacak o vakit, yol
yatırımınız, elektrik yatırımınız, telefon yatırımınız, hepsi sıfır. Ama, belli bir süre alacağı için onun
da bu imkandan istifade etmesi lazım diye bu yatırımı oraya da yapıyor. sf152
Üçüncü İktisat Kongresi
Serbest Pazar Ekonomi Sistemine Bağlı Kalmak
Değerli delegeler,
Türkiyemizi birinci sınıf ülkeler arasına sokmanın şartları, ana hedef ve yöntemlerini şöyle ifade
edebilirim:
1. Bu hedefe ulaşmanın temelinde demokrasiyle el ele gelişen serbest pazar ekonomisi yatar. Bu
sisteme önümüzdeki on yıl süresince de mutlaka bağlı kalmalı, devletin ekonomiye müdahalesini
asgariye indirmeliyiz. Dışa açılma politikamızdan asla taviz vermemeliyiz. "Bebek endüstriler",
sanayi, ticaret ve tarımda korumacılık gibi zaman zaman ortaya atılan ve duygusal kabul gören kolaycı
yaklaşımlara itibar etmemeliyiz. Bunun, Türkiye'nin geleceğine ipotek koymak demek olduğunu
unutmamalıyız.
2. İster Sosyal Sigorta Sistemi, ister Kamu İktisadi Teşebbüsleri, ister vergiler yoluyla olsun, devletin
topladığı ve kullandığı kaynaklar milli gelirin yüzde otuzunu geçmemelidir.
3. Devlet sınai ve ticari faaliyetlere asla girmemelidir. Kamu İktisadi Teşebbüsleri derhal tasfviye edilmeli, özelleştirilmeli veya kiralanmalıdır. Yatırımlarını geri ödeyebilen elektrik santralleri, içme suyu, otoyollar, telekomünikasyon gibi altyapı hizmetlerini özelleştirmekten kaçınmamalıyız. Aynı çerçevede Sosyal Güvenlik sisteminin süratle özelleştirilmesi şarttır. Aksi takdirde ve bugünkü işleyişiyle devam ederse, sosyal güvenlik sisteminin devleti çökerteceğinden korkarım. Doğru olanı:
"Belirli bir geçiş sürecinden sonra fertlerin, standartlarını devletin koyduğu, ancak bizzat kendilerinden seçtiği özel sigorta sistemlerinden yararlanmasıdır."
4. Devleti, güvenliği, adaleti, insanlara eşit muameleyi sağlamak gibi asli görevlerini layıkıyla yerine getirecek yapıya kavuşturmak için yapılan çalışmaları hızlandırmalıyız. Burada en önemli husus, bizim gibi Müslüman toplumların
huzur ve mutluluğu adalette bulmalarıdır. Tarihi mirasımız mülkün temelinin refahtan önce adalet
olduğu şeklinde gelişmiştir. Bu yapıdaki bir toplum için hukuk reformunun özel bir önemi olduğu
aşikârdır. Süratli ve doğru karar alabilen, anormal yükler altına sokulmamış bir adalet mekanizması
toplum huzurunun teminatıdır. Hukuk ilmi ve teknolojisindeki tekamülün hukuk düzenimize
yansımasını sağlamak ve hukuk düzenimizin günün ihtiyaç ve şartlarına daha çabuk intibakını temin
etmek için içtihat hukukunun daha da gelişmesi zaruridir. Yüksek mahkemelerimizin başta olmak
üzere yasalarımızla ilgili tekamüle matuf yorumlar geliştirebilecekleri ortamımutlaka oluşturmalıyız.
Adalet mensuplarımızın en iyi şekilde yetişmelerini temin edecek imkânları sağlamamız lazımdır. sf269
Kısa Zamanda Değişim
İşte, Türkiye'nin değişim ihtiyacının ana gerekçesi buradadır. Yalnız, Batı'nın 150-200 senede yaptığı
değişmeyi, sizin çok daha kısa bir zamana sığdırma mecburiyetiniz var. Bu bakımdan değişim, bir
nev'i 'reform' mahiyetinde, "devrim" mahiyetinde olmak zorundadır. Tabii işin zorluğu şuradadır.
Değişimleri hele süratli yapılan değişimleri, reform mahiyetinde yapılan değişimleri çok kimse istemez. Çok zor. Çünkü hayatın getireceği risklerin içerisinde, hele devrimin getireceği riskleri sayın..
Acaba, bulunduğunuz durumdan daha iyi bir duruma mı geçeceksiniz? Yoksa, daha kötü bir duruma
mı geçeceksiniz? Onun için büyük devrimlerin çoğu ekseriyetle tarihe baktığınız zaman, kanlı olmuştur. Yani, zorla yapılmıştır. Başka devrimler, bu manada
söylemiyorum. Başka türlü, sosyal ve siyasi devrimler bayağı zorla yapılmıştır. Yapılması icap
ediyordu, öyle yapılmıştır. İnsanın tabiatı daha çok statükoya yatkındır... Statükonun muhafazasına
yatkındır. Değişime insan tabiatı biraz karşıdır. Çünkü, risk alabilmek icap eder, riziko alabilmek icap
eder. Riziko alınmadığı takdirde, değişim kolay yapılamaz. Yapılmasıda mümkün değildir. sf278
Sosyal Güvenlik Sistemi:
Şimdi bakın, bir şey daha söyleyeyim: İkinci bir nokta daha var. Sosyal sigorta sistemlerimizin de devletin elinden çıkarılması lazım veya sosyal güvenlik sistemlerimizin çok minimumda kalması lazım. Eğer 21. asır bilgi asrıysa, ki böyle diyoruz, kaliteli insan asrıysa, daha gelişmiş, ileriye gitmiş
insan asrıysa, bırakalım da geleceğine o insan kendisi karar versin. Geleceğinin emniyetini kendisi bulsun. Devletin bürokrasi buna karar vermesin. Ne oluyor karar veriyoruz da? Diyoruz ki, "Tamam kardeşim, sen yüzde 15 ver, işveren de işte şu kadar versin." Bunları bir yerde topluyorum ben. Ondan sonra Meclis'te parmaklar kalkıyor. 20 sene, 25 senede emeklilik çıkıyor. Hani bunun hesabı? Kim verecek bu paraları emekliler için? Nereden çıkacak o paralar? Ben buna itiraz ettiğim zaman, kimse bir şey söyleyemedi. Sessiz bir toplulukla karşı karşıya kaldım. Ben itiraz ettim. Ama şimdi felaket süratle kapımıza gelmeye başladı. Hele 3-4 sene sonra çok büyük felaket var. Bugün şunlar söyleniyor: Sosyal
Sigortalar'ın aylık maaş ödemesi 2.5 trilyon. Alabildiği, toplayabildiği para, 1 trilyon, 1.5 trilyon da devletten geliyor. Devlet bütçesi zaten açıktı. Nereden gelecek bundan sonra. Hele ilerde, 20, 25
senede emekli olanlar artarsa ne yapacağız? Nasıl olur da siz 20 sene aidat alırsınız, sigorta, kesenek
alırsınız, ondan sonra kendisini, ailesini, dul kızını, neredeyse 45-50 sene beslersiniz? sf288
Özel eğitim kurumları:
Bugün, anayasaya yazmışız. "Özel üniversite olmuyor, vakıf olacak ancak." Çok yanlış. Böyle hususlar anayasaya girmez. Niçin özel üniversite olmasın? Batı'nın bugün en güçlü üniversiteleri özel üniversitelerdir. Birinci sınıf üniversiteler özel üniversitelerdir. Sonra paralı eğitim niye olmasın? Kusura bakmayın, kendi çocuğumuzu iyi eğitim alsın diye, lise dahil paralı okullara sokmak için neler yapmıyoruz ki.. Demek ki, parayı verecek insanlar Türkiye'de var. Niçin daha iyi üniversite olmasın? Rekabet meydana gelmesin? Devletin yükü biraz aşağıya inmesin. Yurtdışına çocuklarını gönderen birçok insan var. Yurtdışında en kaliteli üniversitede, Amerika'da yıllık 25 bin dolardan aşağı masrafınız yoktur. Biz okumaya, gücü olmayana kredi de verelim, burs da verelim. Bir sürü imkanları verelim. Devlet bunu verebilir. Zaten üniversiteye verdiği parayı öğrenciye bu şekilde burs olarak verse, onu da bugün götürüp üniversiteye yatır dese, aynı para çıkacak. Bugün bu masrafı yapıyoruz zaten. Ama o vakit dönüp üniversiteye diyeceğiz ki, arkadaş, sen bunu idare edeceksin. Bak bir mütevelli heyeti var, hesabını da vereceksin. Kim seni seçmişse, onlara verceksin. Ondan sonra da, profesörün de, doçentin de, öğretim görevlisinin de hiçbirinin 1-2 seneden fazla garantisi yoktur. Kim iyi çalışıyorsa, kim iyi ders veriyorsa, o kalır. Bu bir rekabet müessesesidir. sf289
Ekonomide popülizm:
Bundan iki sene evvel, Zonguldak'ta bir grev oldu. Herkes hatırlıyor herhalde. O grevin karşısına bir ben çıktım. Grev olsun, ama bu mesele bu şekilde çözülemez, bu kadar yüksek ücret verilemez, diye çıkış yaptım. Bütün siyasi partiler gittiler, dediler ki,
arkanızdayız arkadaş, siz istediğinizi isteyin, biz size verelim. Yeniden tekrar toplu sözleşme pazarlığı
yapılıyor. Bilmiyorum nereye varacak? Ama rakamlar şöyle: Oradaki personel ücretlerinin yekunu,
herşey dahil, personel ücreti sadece, kömürü dünya fiyatından satsanız, (ki dünya fiyatının altında
satmak lazım kalite itibariyla daha aşağıdadır) bütün personele verdiğiniz ücretin üçte birini ancak
alırsınız. Böyle işletme olur mu? Böyle bir işletme desteklenebilir mi? Ondan sonra da tabiatıyla, filanca kuruluş şu kadar para isterse, (sendika) onun karşısında dayanabilir misiniz? Peki, sonunda
Türkiye nereye gider? Yeni iş imkanları açılabilir mi? Bütün bunların hepsini iyi düşünmek lazım.
Gelecek için bizim çocuklarımıza, torunlarımıza, bizden sonraki nesillere daha iyi bir Türkiye
bırakabilir miyiz, şöyle düşünmek lazım. sf296
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder