Tom Robbins’in Parfümün Dansı adlı kitabından:
...Alobar'ın çok iyi bildiği gibi, Avrupa'nın iki ayaklı memelilerinin çoğu, suya dokunmayı ateşe dokunmaktan bir gömlek yukarıda sayardı. Yıkanmayı sevmemek hem yaygın, hem de ısrarlı bir tutumdu. (XIV. Louis'inin benzersiz kibarlıktaki Versailles'ında yıkanmak için kullanılacak tek bir küvet veya leğen bile yoktu... Yirminci yüzyılın sonlarında bile hala çok sayıda Avrupalı, vücutlarını yıkamayı reddediyor, kendi gözlerindeki imajları için şart diye düşündükleri birtakım maddesel olan veya olmayan niteliklerin yıkamakla çıkacağından ürküyorlardı). sf 156
...Quelle Blague rahipleri, XIV. Louis sarayına da parfüm satarlardı. Orada pek bol miktarda parfüm kullanılmaktaydı. Versailles'ın en debdebeli zamanlarında, yirmi-otuz tane parfüm çeşmesi, gece gündüz gülsuyu püskürtmekteydi. Erkekler parmaklarına patçuli fışkırtan yüzükler takıyorlardı. Metresleri karşıdan yaklaşırken yüzüğü sıkıp kendilerini ve çevredeki havayı dumana boğuyorlardı. Louis de kokusunu her bin milde bir değiştirmekteydi. Ama bütün bu çabalar, sarayın hep lağım kokmasının ve bir köşesinde bir tek banyo bile olmamasının yarattığı etkiyi gideremiyordu. Saraya konuk olan bir İngiliz yazar, XIV. Louis hakkında şöyle diyordu: " Saraylıların ona bulduğu onca kokulu parfüm yine de burnunu rahatlamıyor, kral hala çevresindeki leş kokuları duyuyordu." sf 190
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder