Arthur Powell Davies
İnsanlığın Engin Geleceği (Bir Demokrasi Tarifi)
Man's vast future: a definition of democracy
Bugünkü mücadelemizde karşımıza çıkan engellerden birinin şu olduğunu söylüyorlar: komünistler neye inandıklarını biliyorlar, halbuki biz bilmiyoruz. Bu iddia, göründüğü kadar doğru değildir. Esas itibariyle komünizm, bir iman değil, bir inkârdır. O, netice itibariyle hayatın manasız olduğunu kabul eder. Ona göre tarihte cereyan eden şeylerden hiçbirinin nihaî bir kıymeti yoktur. Her-şey, kâh şu kâh bu istikamette hareket eden bir kuvvetler oyunundan ibarettir. Ferdin, ancak, kollektifleştiril-miş bir bütün içinde bir birim (unité) olması itibariyle bir değeri vardır. Ferd, bunun dışında kendiliğinden hiçbir değere sahip değildir.
O halde matlup olan, herbiri daha fazla muvaffak olma yollarını ariyan, serbestçe teşebbüslere atılan müteaddit ferdî hayatların yaratıcı mahiyetteki tesirleşmesi değil; belki, ferdlerin sosyal kalıplara intibak ettirilmeleridir. Bu maksadın temini için; ferdlerin birbirlerine benzer şekilde düşünmeğe sevkedilmeleri kendilerinden evvelkiler gibi davranmaları, ve kısır, durgun, tamamen dondurulmuş bir toplulukta kendileri için seçilmiş olan yerleri işgal etmeleri lâzimdır.
Buna mukabil, demokrasiye inanan birisi, hiç değilse, ferdi hayatın değerini kabul eder. Şüphe ve tereddütleri ne olursa olsun, kendisine yapılabilecek en iyi şeyin, bir karınca yuvası içinde hayata hazırlanmasından başka bir şey olmadığı fikrini reddeder. Tarihin nereye doğru gittiğinden emin olmıyabilir* fakat tarihin alacağı istikameti tayinde müessir olmak ister. Hayatın yaratıcı olduğuna inanır, ve işte bu sebebden dolayı hür olmak ister: çünki yaratıcılıkta hürriyetn esas olduğunu görür. sf11
Hakikat, gerçek hakikat, hatayı müzakere ve münakaşa vasıtasıyla mağlup edecektir. Zira, demokratik inanç, akla dayanan bir inançtır. Halbuki komünizm zekânın bir doktrinle bağlanması gerektiğini söyler. Gerçi bunda da akıl istimal edilebilir, fakat sonunda behemahal önceden seçilmiş neticelere vasıl olunmalıdır. Bunlardan hiçbir nevi sapma olmamalıdır. İlim adamları ancak kendilerinden beklenen şeyleri keşfetmelidir. Filozoflar sadece beklenen şeyleri söylemelidir. Hattâ müzisiyenler ve sanatkârlar bile gelişigüzel bir şekilde, heveslerine tâbi olarak eser vermemelidir: ilham, «doğruyol» levhasını taşıyan kanalları takibe mecbur edilmelidir. Bu itibarla komünizm, ne kadar çok aklî ve ilmî olduğunu iddia ederse etisin, o, fiiliyatta, ilmin ve aklîliğin antitezini teşkil etmektedir. O akla inanmaz Demokrasi ise zekâyı hür bırakır. Komünizm zekâdana korkar ve onu zincire vurur, işte ilk tezad noktası budur.
İkincisi ise, iyi ile fena arasındaki mücadelede mündemiçtir. Demokrasi akidesi bu mücadelenin açık bir çatışma halinde cereyanını ister, İyilik demokratik bir cemiyette fenalıkla mücadeleye mecburdur. Onunla açıktan açığa çarpışacaktır. Bunların birbirinden tefriki, aradaki mücadelenin seyrini takip ile mümkün olacaktır. Halbuki komünizm, kararlarını gizlice ittihaz eder. Bu hususta o' müstebidin kararını zorla kabul ettirir. Karardan şüphe eden kimse kötü kişi olur. Böylece komünist vatandaş, yalnız serbestçe düşünmek hakkını kaybetmekle kalmaz, ahlâkından da mahrum kalır. Eğer vicdanı kendi kanaatmda ısrar ederse, o, itaatsizlikle ittiham edilir ve hapishaneye veya esir kampına yollanir ki orada ya kendisi ya vicdanı râmoluncaya kadar kalır. Eğer kendisi râmolursa, vicdanının iyi demiş olduğu şeyin iyi olmadığı ve kendisinin Devlete karşı günah işlediği ona «itiraf» ettirilir. Artık istikbalde onun vicdanı «Devlet» olmalıdır. Böylece o, evvelce dediğim gibi. kendi kendime karar veramiyen bir varlık haline gelir: lâ-ahlâkî bir varlık. İncil bize derki: «bedeni Öldüren fakat ruhu öldürmeye muktedir olamıyanlardan korkmayın!» Komünizm, görünüşe göre, ruhu öldürebilmektedir.
Diğer taraftan demokrasi inancı, insanların ruhlarını inkişaf ettirmelerini ister. Her insanın, neyin doğru neyin yanlış olduğunu aklın ışığı altında teemmül ederek, kendi vicdanına danışmasını ister. Her insanın doğru sandığı kararlara varmasını ister. Ve herkesin, hür bir cemiyetin hür bir âzası olarak, iyi ile fena arasındaki mücadeleye katılmasını ister. p18
(Komünistlerde) fakirlere karşı hiçbir sevgi yoktur, yalnız zenginlere karşı nefret vardır. Vakıa şudur ki komünizm, elinden geldiği kadar, her nevi sabırsızlığı, gayrı-memnunluğu, mahrumiyeti ve kini, kendi maksadı uğruna seferber etmektedir. İşte komünizm budur: dünyayı yıkmak için, ne kadar çaresi bulunmamış kötülükler varsa hepsini «kin»in emrinde hazır tutmak.
Kendisi hiçbir vicdana sahip olmadığı için, garbın vicdanına hücum etmeyi çok daha kolay bulur. sf19
Kremlin'in, Birleşik Amerika Devletleri hakkında ne niyet beslediğini kendi kendimize soralım: Her ne olursa olsun, Amerika Birleşik Devletlerinin komünist olmasına imkân yoktur. Eğer buna imkân olsaydı Kremlin fena halde telâşlanacaktı. Komünist bir Amerika o kadar kuvvetli bir rakip olacaktı ki siyasî üstünlüğü Rusyanm elinden alabilecekti. Fakat dediğim gibi buna hiçbir şekilde imkân yoktur, ve Kremlin bunu bilir. Bizim, topraksız, açlık ve sefalet içinde yaşayan, isyana müheyya, köylü kitlelerimiz yok. Bizim huzursuz ve âsî proleteryamız yok. Kısacası, noksanlarımız ne olursa ölsün, bunlar, komünizmin bir ihtilâl yaratmak için istismar edebileceği cinsten şeyler değildir. Bu kusurlarımız, ancak, Kremlin'in kendine casuslar, sabotajcılar, propagandacılar ve fesadcılar tedarik etmesini mümkün kılacak derecede bir istismara müsaittir. Bu hal, bizi cidden pek dikkate değer bir duruma sokar; biz, Sovyet sistemine iştirak edemeyiz, onun dışında kalınca da kendi mevcudiyetimizle onu tehdid etmiş oluruz. Bu sebeble Birleşik Devletler müstahsil ve kudretli olmakta devam ettikçe Kremlin'in telâşı ve endişesi devam edecek ve elde ettiği zaferlere güvnemiycektir. Sovyet İmparatorluğunun bir kısmı isyan etse, Birleşik Devletler bu kısma yardım edecektir. Tıpkı Yugoslavya meselesinde yapmağı düşündüğümüz gibi. Biz, tam kati neticeli bir silâh icad edebilir ve bununla Kremlin'i gafil avlıyabiliriz. Herhalde biz, Sovyetlerin köleliğe icbar ettiği kitleler için bir ümit olarak kalmaktayız. O halde, Sovyet sisteminin içine giremediğimize ve onun dışında kalmakla da tahamülü imkânsız bir tehlike teşkil ettiğimize göre, Kremlin'in Birleşik Amerika Devletleri hakkında ancak tek bir niyeti olabilir: onu tamamiyle yok etmek. sf40